Son dakika haberi bulunmamaktadır.   İletişim    Künye  

Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BAĞLANTISIZLAR HAREKETİ: Ne kadar bağlantısız olunabilir?

Okunma  Yazar : A.ERASLAN BALCI
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Tarih  Tarih : 12 Şubat 2013, 18:15

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

         Bu yılın Eylül ayı başında İran’ın başkenti Tahran’da yapılan 16. Bağlantısızlar Hareketi zirvesi sona erdi. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın ittifakla kabul edildiğini ilan ettiği sonuç bildirgesinde Birleşmiş Milletlerin yapısında reforma gidilmesi, Filistin sorunu ve Filistin topraklarındaki İsrail işgali, nükleer silahların imhası, terörizmle mücadele, insan haklarına saygı, barışçıl nükleer enerjiden istifade gibi konular öncelikli olarak yer aldı. Bu yıl yapılan zirve toplantısında 26-27 Ağustos 2012 tarihlerinde uzmanlar, 28-29 Ağustos tarihlerinde de dışişleri bakanları düzeyinde toplantılar yapılmıştı. İran bu zirvede dönem başkanlığını Mısır’dan devraldı. Üç yıl sonra dönem başkanlığı Venezuela’ya geçecek.

         Türkiye Bağlantısızlar Hareketi’ne üye değil. Bu yılki 16. toplantıya özel olarak davet edildi. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün kulak rahatsızlığı nedeniyle doktorlar tarafından yurt dışına çıkışının uygun görülmemesi yüzünden toplantıya Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz katıldı.

         Dünyada “bağlantısızlar hareketi” adıyla bilinen uluslararası oluşum, üye ülkelerin milli bütünlüklerinin korunması, sömürgecilik, yayılmacılık ve ırkçılığa karşı birlikte hareket etmek düşüncesinden doğmuştur. Soğuk Savaş döneminde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin başını çektiği Doğu Bloğu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin başını çektiği Batı Bloğu’nun yanı sıra üçüncü bir bloğu oluşturmuştur. Bu hareket içinde yer alan Somali, Nijerya, Fas, Cezayir, Küba, Libya, Peru, Surinam, Irak, Ürdün, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye gibi ülkeler Üçüncü Dünya Ülkeleri adıyla anılırdı. Soğuk Savaş Dönemi’nde Dünya’daki ülkeler Doğu ve Batı Bloğuna katılıyordu. Her iki bloğa da katılmak istemeyen ülkeler Bağlantısızlar Hareketi adı altında birleştiler. Bağlantısızlar hareketinin en önemli nedeni yeni bağımsızlık kazanmış olan ülkelerin Amerika ve Sovyetlerin oluşturduğu bloklar karşısındaki güçsüzlüğüdür. Tek başına hareket ettiklerinde etkisi olamayacak güçsüz devletlerin, birlikte hareket ederek Dünya politikasında söz sahibi olabilme istekleridir. Güçsüz devletler, bir araya gelmezlerse ya büyük güçlerden birine bağlanacaklar ya da bağımsızlıklarını koruyamayacaklardı.

         Bağlantısız kalma isteğinin bir diğer nedeni de Batı ve Doğu Bloğu ülkelerinin rejimlerinin bir birinden farklı olmasıydı. Nükleer silahlara sahip olan iki büyük gücün veya bloğun birinin ekonomik ve siyasal sistemi komünizm, diğerinin ise kapitalizmdi. Biri birinden ayrı ve biri birine zıt yaşam sistemleri vardı. Yeni devletler bu iki sistemden birini seçmek zorunluluğundan kurtulmak isteyerek yeni bir yol seçtiler.

         Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Josip Broz Tito, Hindistan Başbakanı Nehru, Mısır Cumhurbaşkanı Nasır, Gana ve Endonezya Devlet Başkanları tarafından 1961 yılında Belgrad’da oluşturulan hareketin 1971 yılında Küba’nın başkenti Havana’da yayınladığı bildirgede kuruluşun amacı şöyle özetleniyordu: üye ülkelerin milli bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini, sömürgecilikten, yayılmacılıktan, ırkçılıktan, ve her türlü dış baskı, istila, işgal ve dış müdahaleden" korumak. Bağlantısızlar içerisinde Batı anlamında demokrasi açısından en başarılı ülke Hindistan olmuştur.

         Bağlantısızlar hareketi her ne kadar 1961 yılında resmen kurulmuş olsa da gerçekte hareketin temelleri 1955 yılında Endonezya’nın Bandung şehrinde toplanan Asya-Afrika Konferansı’nda atılmıştı. Bu konferansta maksat yeni bağımsızlık kazanmış olan Afrika ve Asya ülkelerinin ABD ve Sovyetler Birliği’nin başını çektiği güçler karşısında varlıklarını koruyabilmeleriydi. Bandung konferansı Asya-Afrika hareketi olmakla kalmamış, milletlerarası politikada bir bağlantısızlık akımı ortaya çıkmıştır. 1957 yılında da Kahire’de yapılan toplantıyla Bağlantısız kalmak isteyen ülkeler açısından yeni ve tarihi bir adım atılmıştır. Kahire konferansı ve sonrasında Hindistan, Mısır, Yugoslavya ve Gana daha ön planda yer almaya başlamışlardır Belgrad’da 1961 yılında yapılan toplantıda Amerika ve Sovyetler Birliği’ne barış çağrısı yapılmış, silahsızlanmanın önemi vurgulanmış, Filistin’in işgaline karşı çıkılmış, her türlü ırkçılık ve emperyalizme karşı olunduğu vurgulanmıştır.

         Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Doğu ve Batı Bloğuna ayrılmış olan iki kutuplu Dünya, tek kutupla bir Dünya haline gelirken, Bağlantısızlar Hareketi birliğini korudu. Önemi tartışılır olmakla birlikte bu gün 120’si asil üyeden ve 21’i gözlemci üyeden oluşan kuruluş varlığını devam ettirmektedir.

         Bağlantısızlar hareketi kurulduğundan bu yana Dünya ölçeğinde zaman zaman etkili olabilmiştir. Nükleer ve konvansiyonel silahlanma yarışına karşın “silahsızlaşmayı” savunmuştur. Gücünü birlikte hareketten almıştır. Gücünü kullanma alanı ise Birleşmiş Milletler olmuştur. Büyük devletlerin politikalarına, Birleşmiş Milletlerden çıkarttıkları kararlarla yön vermeye çalışmışlardır. Fakat Büyük Devletlerin veto yetkilerine sahip olması ve Bağlantısızlar Hareketi içinde bulunan devletlerin de kendi içlerindeki anlaşmazlıklar güçlerini sınırlamıştır.

         Soğuk Savaşın hüküm sürdüğü Doğu ve Batı Bloklarından oluşan iki kutuplu Dünya döneminde bu blokların dışında bulunan az gelişmiş ülkeler açısından bakıldığında, Bağlantısızlar Hareketi işlevsel bir politika sağlayabilmiş ve etkili olabilmiştir. Fakat giderek tek kutupla hale gelen global dünyada bağlantısızlık politikasının ne derece başarıyla uygulanabileceği sorusu tartışma doğurmaktadır. Bağlantısızlık politikasının iki kutuplu dünyanın çözülüşüyle birlikte işlevselliğini yitirdiği görüşüne karşın, içinde bulunduğumuz yıl rekor katılımla yapılan zirve toplantısı, ülkelerin ve halkların hala bu politikadan umudu olduğunun göstergesi olmalıdır. Hareketin etkilerinin kısıtlayan faktörlerden biri de işlevsel bir sekreteryaya sahip olmaması sayılıyordu. Bu yılkı kapanış töreninde geçici bir sekreterya kurulması ve kurumsallaşmaya yönelik somut adımların atılması vurgulandı.

         Günümüzdeki bağlantısızlık hareketinin doğasının eskiye göre değiştiğine dair kuşkular da vardır. Hareketin önemli ülkelerinden Yugoslavya artık yoktur. Hareket, orijinalinde hem Amerika hem de Rusya’ya uzak duruyordu. Günümüzdeyse İran’ın bu hareket içinde aktif rol oynadığını, Amerika’ya açıkça karşı olduğunu ve Şangay İşbirliği Teşkilatı ve Suriye problemi başta olmak üzere Rusya ile birlikte hareket ettiği görülüyor. Suriye’nin de bağlantısızlar hareketi içinde yer almakla birlikte, Sovyetler Birliği ile yakınlığı bağlantısızlığı üzerinde büyük kuşkular doğurmuştu. Bu tür durumlar hareketin ne kadar bağlantısız olduğunun sorgulanmasına yol açıyor. Geçmişte Tito (Yugoslavya), Nehru (Hindistan) ve Nasır (Mısır) gibi hareketi canlı tutan liderlerin yerini bu gün Ahmedinejad ve Chavez (Venezuella) almıştır. Chavez sosyalist rejimi destekleyen bir Amerikan karşıtıdır. Ahmedinejad, harekete üye birçok Müslüman olmayan ülkeyle uyum sorunu doğuran bir dini rejimin liderlerindendir.

         Amerika’nın 11 Eylül saldırıları sonrası Afganistan ve Irak’ı işgal etmesi, Bağlantısızlar hareketine dahil ülkelerin bu hareketi yeniden işlevsel hale getirmeye çalışmalarına yol açtı. Tek kutuplu Dünyada Amerika ve Batı Dünyası’nın kapitalizme, rekabetçiliğe, bazı görüşlere göre de emperyalist sömürüye dayanan politikalarına karşı bağlantısızlar hareketinin daha aktif rol alması önemli olabilir. Bu yılki zirvede Dünya yönetimindeki sistemin daha çoğulcu ve katılımcı bir yapıya kavuşturulması gerektiği yönünde ortak görüş bildirildi.

         Anlaşılan Bağlantısızlar Hareketi, tek kutupluluğa, yayılmacılığa ve çıkarcılığa karşı konulması gibi konularda ilk kuruluş yıllarındaki felsefesini korumaya devam ediyor. Bu olumlu ve desteklenmesi gereken bir özellik. Eğer hareket kurumsallaşmayı başarır ve kendi içindeki farklılıkları giderebilirse üyeler arasındaki bağların derinleştirilmesi ve uluslararası siyasi gelişmelerde etkin rol sahibi oynaması mümkün olabilir. Fakat önce bağlantısızlar hareketine üye ülkelerin gerçekten “bağlantısız” olması, kendi rejimlerini ihraç etme düşüncesinden vazgeçmeleri, kendi halkalarına karşı katliam yapmamaları, demokratik kavramları önce kendileri özümlemeleri ve ortak sorunlar için ortak politikalar geliştirmeleri gerekiyor. 

BU MAKALEYİ PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

Buna Ancak Kendileri İnanır!16 Eylül 2014

Elazığ Star Haber
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi