İletişim    Künye  

Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

TÜRKİYEDE VE DÜNYADA LİBERALİZM (2)

Okunma  Yazar : A.ERASLAN BALCI
Yorumlar  Yorum Sayısı : 1
Tarih  Tarih : 18 Eylül 2012, 17:50

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Turgut Özal 12 Eylül 1982 askeri darbe ortamının doğurduğu ideolojik bir steril ortam içinde çıkan bir siyasi hareketin temsilcisi olarak siyaset sahnesine girmiş ve ülke yönetimini elinde bulundurmuştur. Her ne kadar başlangıçta, askeri rejim altındaki Türkiye’yi sivil rejime taşıyacak bir isim olarak görünse de, siyasi kimlik olarak liberalizme yatkındı.

         Devletin ülke hayatındaki etkisinin mümkün olduğu kadar küçültülmesi, idareden ekonomiye kadar her alanda serbestliğin sağlanması gerektiğini savunan Turgut Özal, iktidarda olduğu yıllar boyunca bu fikirlerini hayata geçirebilme imkanını yakaladı. Özal döneminde Türkiye, devletçilik politikalarından vazgeçerek liberal politikaları uygulamaya başladı.

         Yalnız, Özal döneminde, liberal politikaların ekonomik yönü üzerinde daha çok durulmasına karşın, siyasi tarafı eksik kaldı. Siyasi alandaki serbestleşme, başka bir deyişle demokrasinin tam olarak tesisi eksik bırakıldı.

         Günümüz Ak Parti hükümetinde de ekonomik alandaki kısmi başarılara karşın, demokrasinin ileri anlamda tesisinin, sadece parti lideri ve ileri gelenlerinin söylemlerinde kaldığını görüyoruz. Her fırsatta askeri müdahaleleri eleştirirlerken, askerlerin getirdiği düzenin yetkilerini, özellikle de muhaliflerine karşı, kullanmaktan hiç çekinmiyorlar. YÖK’ten özel mahkemelere kadar, iktidara askerlerin bahşettiği her türlü gücü pervasızca kullanabiliyorlar. Sabit hiç bir suçu gösterilemeyen, gazeteci, milletvekili, sivil-asker birçok kişinin sırf yazdıkları ya da söyledikleri yüzünden haklarında hiç bir hüküm olmaksızın tutuklu olarak yıllardır hapishanelerde tutulması bunun en somut örneği.

         Ak Parti iktidarının da nüvesini, hatırlanacağı gibi, Turgut Özal ekolünde yetişmiş politikacılar oluşturmaktaydı. Yani Ak Parti de bir nevi askeri darbe ortamının sağladığı “kolayca gelişebilme ve yayılabilme” fırsatının ürünü sayılabilir. Zira 12 Eylül askeri darbesi, aşırı olmayan solcu ve sağcılar da dahil, hemen tüm siyasilerin üzerine giderek onları sıkı bir baskı altında tutarken, açıkça laikliğe karşı olanların dışındaki “maneviyatçılara” pek de dokunmamıştı. Mahkemede yargılanmaya başlayan Kenan Evren’in İslam’ı yüceltmek için söylediği “Kuran’a basılıp ekmek alınabilir, ama ekmeğe basılıp Kuran alınamaz” sözü ve din derslerinin zorunlu hale getirilmesi, askeri darbenin maneviyatçılara verdiği desteğin önemli göstergeleri arasında sayılabilir. Günümüz siyasi iktidarını elinde bulunduranların bu anlamda askerlere borçlu olduğu çok şey olmalı.

         Her ne kadar günümüz iktidar sahipleri liberalizm sözcüğünü açıkça telaffuz etmeseler ve liberal politikalar uyguladıklarını söylemeseler de, iç ve dış ticarette serbestlik, üretim artışı, ihracat artışı gibi Özal ve ekibi tarafından başlatılan politikalar sürdürülmektedir. Temel felsefi ve ideolojik manada Erdoğan, Özal politikalarının dışında yeni ve özgün bir şey getirmedi.

         Özal ve onun ekolünden yetişmiş olanların yönetim modeli, her ne kadar liberal ya da neoliberal terimleriyle ifade edilebilirse de, aslında Çin’in “ikili” rejimiyle benzerlik gösteriyor. Bilindiği gibi Çin ekonomik anlamda kapitalizmin bütün donelerini uyguluyor. Tam anlamıyla rekabetçi, ihracata ve üretime dayalı bir ekonomik politika güdüyor. Kapitalizmin ideolojisi ekonomik liberalizmdir. Çin’de ekonomik liberalizm hakimdir. Siyasi rejimi ise buna hiç uymayan komünizmdir. Komünist siyasi idareden taviz vermeksizin, komünizme taban tabana zıt olan kapitalizm uygulanıyor.

         Türkiye’de, Özal ve Erdoğan başkanlığındaki hükümetler, siyasi anlamda katı devletçi, farklı görüşlere hayat hakkı tanımayan ve muhalefeti gerektiğinde devlet gücünü ve yargıyı da kullanarak yok etmeyi hedefleyen bir rejimi sürdürmekte israr ederken, ekonomik anlamda da, tam tersine, serbestliğe dayalı bir sistem yerleştirilmeye çalışılmıştır. Belki de ekonomide görülen iyileşme ve kötüleşmelerin ardı sıra devam ediyor olması, ekonomik liberalizmle, siyasi anlamda liberalleşmenin sağlanamaması, özgürlüklerin kısıtlı tutulmaya devam etmesinin yarattığı çelişkiler olabilir. Çünkü ekonomik ve siyasi liberalleşmeyi bir birinden ayırarak sürdürmek mümkün olmayacak, gün geldiğinde çatışma ve çelişkiler baş gösterecektir. Siyasi anlamda katı devletçiliğin devamı, liberalizme yakın politika güdenlerin kendilerine de zarar verdi. Hukuka uygun olmayan yöntemlerle varlıklarını tehdit etti ve iktidarları ellerinden alındı. Yani kendi besleyip büyüttükleri canavar, zaman zaman kendilerini de yedi.

         Avrupa Birliği’ne geçiş sürecinde Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden biri özgürlüklerin hala kısıtlı olması. Avrupa Birliği, siyasi özgürlüklerin sağlanmasının önünde en büyük engel olarak Türkiye’de devam eden “askeri vesayet”i göstermişti. Yani askerlerin rejime doğrudan veya dolaylı olarak müdahale etmelerinin, seçimle iş başına gelen siyasilerin askerlerden izin veya onay alma alışkanlığının özgürlükleri engellediğini iddia etmişti. Bu yüzden darbe davalarına başta destek verdi. Fakat hükümet Avrupa Birliği’nin bu görüşünü, siyasi liberalizmi sağlamak için çaba sarf etmek olarak yorumlamadı. Onun yerine bölücülere ülkemiz tarihinde görülmemiş ölçülerde taviz vermeyi ve askerleri, seçilmiş milletvekilleri, yazar ve gazetecileri hükümsüz hapse atma gerekçesi olarak kullanmayı tercih etti. Hükümetin bu yanlış tercihi Avrupa’nın görüşlerini değiştirmesine yol açtı. Türkiye’de devam eden darbe davaları son Avrupa raporlarında ciddi eleştiriler alıyor.

         Kısacası Özal döneminde başlayan liberalleşme çabalarına bulaşan hastalık, Ak Parti hükümetleri döneminde de devam etti. Siyasi anlamda serbestlik ve özgürlük hep ötelenirken, devletin siyasi alana müdahalesi ve ceberrut devletçilik siyasi iktidarın lehinde kullanıldı ve kullanılmaya devam ediyor.

         Liberalizm sözcüğü, “özgürlük”, “serbestlik”, anlamlarına gelen İngilizce “liberty” sözcüğünden türetildi. Aslı Latincedir. İlk olarak olumsuz manada kullanılmıştı. 19. yüzyıl başlarında İngiltere’de ulusal olmayan politikaları ifade etmek amacıyla suçlayıcı ve kötüleyici anlama sahip olmuştu. İspanyollar ise liberal sözcüğünü, İngiltere yanlısı olanları belirtmek için kullandı. Anayasal monarşi ve parlamenter sistemi savunan politikacılar “liberales” adıyla anıldı. Adam Smith meşhur “Milletlerin Zenginliği” adlı kitabında “liberal” ithalat ve ihracat sistemini yazdı. Zamanla kullanımı iyice yaygınlaştı. Siyaset sözlüğünde “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ifadesi, liberalizmi en özlü olarak anlatan ifadedir.

         Günümüzde liberalizm düşünce özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü ve serbest ticareti anlatan bir terimdir. Bu manasıyla baktığımızda Türkiye’de “serbest ticaret” hariç, liberalizmin ne kadar mevcut olduğunun takdirini okuyuculara bırakıyorum.

         Ekonomik liberalizmin kurucusu Adam Smith sayılır. Siyasi liberalizmin kurucusu ise John Lock olarak bilinir. Siyasal liberalizm, liberal demokrasinin temelini oluşturur. Yani siyasi özgürlükleri geliştiremezseniz, gerçek anlamda ileri bir demokrasiye sahip olamazsınız. Siyasi özgürlük veya siyasal liberalizm denince ilk akla gelen hoşgörü ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesidir. Katı ve sert olan bütün ideolojiler reddedilirken, bütün farklı görüşler hoşgörüyle karşılanarak aralarında uzlaşma aranır. Gerçeğe ve doğruya ulaşmak için iyi niyetli ve düzeyli tartışma ortamı oluşturulur. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan “çoğulculuk” siyasi yaşama egemen olur. Çoğulculuk, çoğunluk hakimiyeti değildir. Madem ki demokrasi farklı fikirlerin yaşam hakkına sahip olması demektir; o halde seçimde çoğunluğun oyunu alarak iktidara gelen siyasi görüş, çoğunluğun istibdadına engel olmalı, çoğunluğun diğer görüşler üzerinde baskı kurmasına engel olmalıdır. Liberal düşüncenin hakim olduğu ülkelerde farklı ideolojiler varlıklarını sürdürebilmektedir.

         Bugün ekonomik liberalizmle ilgili en önemli eleştiri, salt sermayenin çıkarlarını korumaya hizmet ettiği yönündedir. Özündeki bireycilik ve bireysel özgürlük, aslında birey sermaye birikimi sağladığında geçerli olmaktadır. Ayrıca ekonomik liberalizm, uluslararası alanda düşünüldüğü zaman, gelişmişlik dereceleri farklı ülkeler arasında, daha çok gelişmiş ülkeler lehine sonuç doğurmaktadır. Uluslararası entegrasyon ve ekonomik birleşmeler, fakir ülkeleri daha fakir, zenginleri daha zengin yapabilir. (devam edecek).

 

BU MAKALEYİ PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

sertuğ alperen [ 22 Eylül 2012, 17:02 ]
sayın balcı, ekonomik meseleleri bu kadar sade ve anlaşılabilir bir dille anlattığınız için teşekkür ediyorum . gerçekten, tahsilimin olmadığı bir alanda sizin yazılarınızdan çok istifade ediyorum. ayrıca günlük siyasi olaylar ve farklı ideolojilere yaklaşımınız da oldukça doyurucu. hiç bir ideolojiye kapılmadan hepsini dengeli şekilde inceliyorsunuz. başarılarınızın devamını dilerim. lütfen ayrılmayın

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

YAKAN TOP HÜCUM FORMASYONU16 Nisan 2014

Elazığ Star Haber
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi